üye girişi



Banner

Mistehap PDF Yazdır e-Posta
Yönetici tarafından yazıldı   
Salı, 13 Mayıs 2008 01:32

MÜSTEHAP

 

Müstehab sözlükte, sevilen, hoşa giden demektir.

Fıkıh ilminde ise; şeriatın yapılmasını hoş gördüğü, tavsiye ettiği ama yapılması zorunlu olmayan amellerdir.

Peygamberimiz bazı amelleri (ibadetleri) bazen yapar bazen terkederdi. O’nun izinden giden İslâmın ilk dönemindeki müslümanlar bu gibi amelleri yapmaya devam ederlerdi. Müstehab sayılan ameller, müslümanların rağbet ettikleri, sevdikleri ve yapmaktan hoşlandıkları ibadetlerdir. Bunları yapmak zorunlu değildir. Ama yapıldığı zaman sevap kazanılır.

Fıkıh dilinde ‘müstehab’ mendup ile aynı anlama gelmektedir. Mendup, yapılması mecburi olmayıp, yerine getirilmesi terkedilmesinden daha faziletli olan amellerin adıdır.

Fıkıhta menduba, müstehab, nafile, tatavvu’, fazilet ve edeb gibi isimler de verilmektedir.

Kuşluk namazı, teheccüd namazı, tehıyyetü'l-mescid ve evvâbîn namazları ile, nafile oruçlar ve nafile sadakalar müstehap amellerdendir. Müstehap, genellikle (devamlı işlenmeyen) gayr-i müekked sünnetle eş anlamlı olarak da kullanılır.

Müstehab amellerin işlenmesi sevaptır, terkedilmesi ise günah değildir.

Ancak menduplar ve müstehaplar farz ve vacip ibadetlere bir nevi hazırlık ve alıştırma olduğu için, terkedilmemeleri daha uygundur. Bunları yapan, farz ibadetleri daha kolay yerine getirir. Müstehablar, vacibi, yani dinin kesin emirlerini hatırlatan şeylerdir.

Müstehab, aynı mendup gibi kişi açısından yapılması zorunlu olmasa bile, müslüman topluluk açısından yapılması mecburidir. Müslüman toplumun hepsi de müstehab amelleri terkederlerse, kınanır. Böyle bir hareket İslâmí hayatta bir zayıflık ve çözülmedir. Örneğin, bir kişinin cemaatla namaz kılması onun sevabını artırır. Cemaata gitmese kınanmaz. Ancak bir toplumdaki bütün müslümanlar cemaatla namazı terketmemelidir.

Sünnet, mendup, müstehab veya tatavvu’ nitelendirilen ibadetlerin genel adı ‘nafile’dir. Nafile ibadetlerden sünnet diye anılanları yerine getirmek gerekir. Çünkü Sünnete uymak bizzat Kur’an’ın emridir. Bu Mü’minin derecesini artırır, Allah’ın rızasını kazandırır. Mendup ve müstehab olanları yapmak ise, mü’minin takvasını ve ihlasını artırır, onu vacip ve farz ibadetlere hazırlar. Onu İslâmí hayat konusunda duyarlı hale getirir.[1]

Rasûlüllah (s.a.s)'ın farz ibadetlerin dışındaki ameller için "tatavvu" terimini kullandıkları olmuştur. Talha b. Ubeydillah (r.a)'den şöyle dediği nakledilmiştir.

"Saçı darmadağın fakir olduğu belli olan Necidli bir kimse Hz. Peygamber (s.a.s)'in huzuruna geldi. Uzaktan sesini zorla işitebiliyorduk. Hattâ ne söylediği anlaşılmıyordu. Meğer İslâm'ın ne olduğunu soruyormuş. Adamın sorusuna karşılık veren Rasûlüllah (s.a.s)

"Bir gün bir gece içinde beş vakit namaz" buyurdu. Adamcağız:

"Üzerimde bu namazlardan başkası olacak mı?" diye sordu. Hz. Peygamber:

"Hayır, ama tatavvuda bulunursan o ayrı" dedi, sonra Rasulullah (s.a.s):

"Bir de Ramazan orucu" buyurdu. Adamcağız:

"Bundan başka yapacağım bir şey var mı?" diye sordu. O da:

"Hayır, ama tatavvuda bulunursan ayrı" cevabını verdi.

Hadisin ravisi Hz. Talha (r.a) der ki: Rasûlüllah (s.a.s), o adama zekâtı da anlattı. Adam bunun dışında ödemesi gereken bir şeyin olup olmadığını sordu. Rasulûllah (s.a.s):

"Hayır, ama tatavvu'da bulunursan o senin bileceğin şeydir" dedi. Bunun üzerine Necidli adam

"Yemin ederim ki bundan ne fazla ne de eksik birşey yapmam" diyerek ayrılıp gitti. Onun bu sözü üzerine Rasûlüllah (s.a.s):

"Eğer doğru söylüyorsa kurtuluşa erdi" buyurdu.[2]

İslâm'da nâfile ibadetlerin yapılması zorunlu değilse de, sünnet türünden olanların yerine getirilmesi Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmaya ve üstün derecelere yükselmeye vesile olur. Mendup ve tatavvuların ifası da kişinin ihlâs ve takvasını artırır. İhlâsla yapılan ve çoğaltılan ibadetin ecri de artar. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Bir zaman Rabbiniz size şunu bildirmişti: Yemin olsun ki, şükrederseniz, size olan nimetlerimi mutlaka artırırım. Şayet nankörlük ederseniz, şüphesiz ki azabım çok çetindir" (İbrahim, 14/7)[3]


 


[1] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 466-467.

[2] Sahih-i Buhârî Muhtasar-ı Tecrid-i Sarih tercümesi ve Şerhi, Hadis No: 43.

[3] Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/387.