üye girişi



Banner

Mübah PDF Yazdır e-Posta
Yönetici tarafından yazıldı   
Salı, 13 Mayıs 2008 01:17

MÜBAH

 

Bu kelimenin aslı ‘ibâha’dır. ‘İbâha’ sözlükte; bir şeyin yapılması veya terkedilmesi arasındaki hükümdür.

‘Mübah’ ise; şeriatın mükellefi (yükümlüyü) yapılması veya yapılmaması arasında serbest bıraktığı, yapılmasında veya terkedilmesinde bir vebal (sakınca) olmayan işler hakkındaki hükümdür.[1]

Yani mükellefe helâl olan işlere ‘mübah’ denilir. ‘Falanca işi yapmak caizdir’ demek te aynı anlamdadır.

"Helâl", "câiz" ve "mutlak" sözcükleri mübahla eş anlamlı olarak kullanılır. Bunlar işlendiği zaman da terk edildiği zaman da övülmeyi ya da kınanmayı gerektirmeyen işlerdir.

Eşyada asıl olan mübahlıktır. Hakkında bir hüküm gelmemiş olan şeyler helaldir. Kur'an'da şöyle buyurulur:

"O Allah ki, yerde olanların hepsini sizin için yarattı" (el-Bakara, 2/29);

"Allah'ın göklerde ve yerde olanları sizin emrinize verdiğini ve size açık ve gizli nimetlerini bolca ihsan ettiğini görmez misin?" (Lokmân, 31/20).

Bu âyetlerden yerde ve gökte olanların, insanların yararlanması için yaratıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Yenilmesi, içilmesi veya kullanılması âyet veya hadislerle yasaklanmamış alan şeyler helâl ve câizdir. Bunlar, insan için yararlı olan şeylerdir. Haramlar ise zararlı olanlardır. [2]

 

Mübahın Anlaşılma Yolları:

 

Bir şeyin mübah ve helâl oluşu şu yollardan birisiyle sâbit olur:

1) Temiz şeyleri yiyip içmek gibi helâl olduğuna dair nass (âyet-hadis) bulunması. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Bugün, size temiz olan şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir" (el-Mâide: 5/5).

Bir şeyin mübah oluşu, vakit ve çeşidini tayinle ilgilidir. Meselâ yemek zamanını ve çeşidini seçmek mübahtır. İnsan dilediği zaman, kendisine helâl olan bir kadınla evlenebilir. Kişi nezih bir şekilde eğlenebilir. Ancak bütün vaktini eğlence ile geçirmesi câiz olmaz.

2) Günah olmadığının bildirilmesi. Bir fiille ilgili olarak nass'larda günah, sıkıntı veya sakıncanın bulunmadığının bildirilmesi, o fiilin helâl olduğunu gösterir. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyurulur:

"Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı; fakat kim darda kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bunlardan yemesinde günah yoktur" (el-Bakara, 2/173)

"Böyle (iddet beklemekte olan) kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde bildirmenizde veya bu isteği içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur" (el-Bakara, 2/235)

"Âmâya vebal yok, topala vebal yok, hastaya vebal yok (bunlar yapamadıklarından dolayı günahkâr olmazlar), size de kendi evlerinizden... yemenizde güçlük (sakınca) yoktur" (en-Nûr, 24/62).

3) Emir sıygasının vücub değil, mübahlık bildirmesi. Şu âyetlear buna örnek verilebilir:

"Allah'ın rızkından yiyin, için" (el-Bakara: 2/60)

“İhramdan çıktıktan sonra avlanın” (el-Maide: 5/2) ifadesi, ‘avlanabilirsiniz’, avlanmanız helâldir’ demektir.

4) Bir fiille ilgili hiç bir hükmün bulunmaması. İstishâb deliline göre, "eşyada kural mübahlıktır".[3]

“Eşyada aslolan ibâhattır, mübahlıktır” hükmüne göre, İslâmın hakkında açık bir şekilde haram, mekruh, günahtır, vebali vardır diye yasaklamadığı, yapılmasını hoş gördüğü her şey mübahtır, helâldir. [4]

 

Mübah Hükmünün Alanı Geniştir:

        

Bilindiği gibi İslâm’da helâl ve haram kılma yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Peygamberimiz Allah’ın hükmünü açıklayan bir elçidir. Sünnet’te, yani hadislerde gördüğümüz haram ve helâl ölçüleri, Peygamberimizin aldığı vahyi uygulamasıdır, açıklamasıdır. O bile kendi kafasından Allah adına bir hüküm veremez. Bu açıdan bakıldığı zaman, eşyada, yani insanların geçim vasıtaları olan eşya, bitki, meyve, ve yiyeceklerde, hatta kullanılan yöntem ve tekniklerde aslolan mübahlıktır. Ancak Şeriatın bir açık delili veya bu delile bağlı olarak yapılacak kıyas ile bir takım şeylerin haramlığı söz konusu olur.

Mübah olan işleri yapanlar bir sevap almadıkları gibi bir günah ta kazanmazlar. Ancak bazı mübahları yapmak insana sevap kazandırabilir. Meselâ yeme-içme ve sporu daha iyi ibadet edebilmek, Allah yolunda daha iyi çalışabilmek amacıyla yapmak gibi.

Mübahlık bazen genel konularda değil, parça (cüz’i) konularda olabilir. Kişi istediği saatte yemeğini yiyebilir. Ancak hiç yemek yememek helâl olmaz. Çünkü hayatın devamı yemeğe bağlıdır. Elinde dünyalık bulunan bir kimsenin, kendisine verilen bu nimetlerden yararlanması helâldir. Ancak zengin bir kimsenin fakir gibi giyinmesi, yani zenginliğinden yararlanmaması Peygamberimizin tavsiyesine aykırıdır. Bazı oyunlar, geziler, bir takım hobilerle meşgul olmak mübahtır. Ama bu oyunlar haram sınırına dayanırsa, insanı günaha götürürse veya ibadetine engel olursa, o zaman mübah olmaktan çıkarlar.

Mübah’ın alanı oldukça geniştir. İslâmın çizdiği bu geniş alanı müslümanlar hakkında bir rahmettir, din ve dünya işlerinde bir kolaylıktır. Bir takım insanlar, kendi kafalarından bu geniş alanı daraltma hakkına sahip değildir. İslâmı bir haramlar listesi haline getirmek, İslâma iyilik değildir. Şeriatın hakkında açıkça haram veya mekruh demediği hususlarda biraz daha dikkatli olmak zorundayız. Buna karşılık, açık hükümlere rağmen her şeye mübah damgasını vurup haramın sınırlarını zorlamak ta doğru değildir. Bir konu hakkında açık bir hüküm olmasa bile, eğer şüpheli ise kişi dinini korumak için şüpheli şeylerden uzak kalır.

İslamın haram kıldığı bir şeyi helâl saymak hatadır. Ancak görülüyor ki helâl-mübah olan bir şeyi insanlara haram yapmaya kalkışmak daha büyük bir hatadır.

“De ki: ‘Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?’ De ki: ‘Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır’. Bilen bir topluluk için âyetleri böyle birer birer açıklarız.” (A’raf: 7/32) [5]

 

 

Mübahın Hükmü:

 

Yapılmasında da yapılmamasında da sevap veya günah yoktur. Yapılıp yapılmaması eşittir.[6]


 


[1] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 428.

[2] Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/312.

[3] Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/312.

[4] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 428-429.

[5] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 429-430.

[6] bk. eş-Şâtibî, el-Muvâfakât, Dımaşk (t.y), I,141,142; eş-Şevkânî, İrşâdü'l-Fühûl, Kahire 1347 H. s. 6; Ebû Zehra, Usûlü'l-Fıkh, s. 57 vd.; ez-Zühaylî, el-Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletüh, Dımaşk 1405/1985, I, 53; Zekiyuddin Şa'ban, Usûlül-Fıkh, Terc. İbrahim, Kafi Dönmez, Ankara 1990, s. 220 vd; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/312.