üye girişi



Banner

Müctehid PDF Yazdır e-Posta
Yönetici tarafından yazıldı   
Pazartesi, 12 Mayıs 2008 22:18

 

Müctehid Kimdir?

        

‘İctihad’ fiilinin fail (özne) ismidir. İctihad yapan demektir.

İctihad, ‘cehd veya cühd’ kökünden türemiştir. Sözlükteki anlamı, herhangi bir işi yapmak için olanca gayreti sarfetmek, çalışıp çabalamak demektir.

Fıkıh ilminde ‘ictihad’; Şeriatın (İslâmın) hükümlerini anlayıp öğrenmek isteğiyle gayret etmektir. Yahutta, belirli bir seviyeye gelmiş bir alimin Kur’an’ın ve Sünnet’in yorumlanması gereken kısımlarını yorumlayarak, hüküm çıkarması, bu konuda çaba sarfetmesidir.

İctihad yapabilen İslâm alimlerine (fakihlere) ‘müctehid’ adı verilmektedir.

Müctehidlerin ictihad çabalarında şu hususları görmekteyiz:

Müctehid, ictihad ederken bütün gayretini, sarfeder, çok çalışır.

Şeriat ilimleri konusunda ictihad etme yetkisi yalnızca müctehid olan kimselere aittir. İslâmı bilmeyenlerin görüşü ictihad olmaz.

Bu çaba şeriatın hükümlerini anlama ve yorumlama konusunda olmalıdır. Meselâ, dil, tarih veya sosyal konularda çaba sarfetmek, yorum getirmek ictihad değildir.

Şer’í hükümler, derin bir araştırmanın, üstün bir çabanın, dikkatli bir incelemenin sonucunda delillerinden çıkarılabilir.

Müctehid, kendisinde ‘ictihat’ yeteneği olan kimsedir. Yani o, yoruma açık delillerden (Kur’an ve hadis hükümlerinden) araştırma ve inceleme yoluyla yeni hükümler çıkarabilen, yeni yorumlar yapabilen insandır.

Bir şer’í hüküm’de ictihad olabilmesi için, o hükmün kesin olmaması, yoruma açık olması gerekir. Kesin ve açık hükümlerde ictihada zaten ihtiyaç bulunmamaktadır.

“Mevrid-i Nass’ta ictihada mesağ yoktur” denilmiştir. Yani Nass’ın (Kur’an ve Sünnet’in) açıkça ortaya koyduğu meselede ictihad yapmaya müsade yoktur.

İslâmí hükümlerin bazıları ‘muhkem’ yani açık ve net değildir. Onlar üzerinde yorum yapmak imkanı vardır. Hatta onları yorumlamak, onlardan yeni hükümler çıkarmak gerekir.

İnsanlar yaşadıkça yeni yeni sorunlarla karşılaşıyorlar, yeni yeni olaylar olmaktadır. Bunlarla karşılaşan müslümanlar, onları inançları doğrultusunda, dinlerine zarar vermeyecek bir şekilde çözmek istemektedirler. İşte bu gibi konularda ‘ictihad’ gündeme gelmektedir. Yeni karşılaşılan sorunlar konusunda ‘ictihad’ yapılmazsa, işin ehli olmayan insanlar din adına yalan yanlış karar ve hüküm verebilirler. Herkes işine geldiği gibi anlar ve uygular. Bu da dinde karışıklığa, giderek ayrılığa yol açar.

Peygamberimiz (sav) Muaz b. Cebel’i (ra) Yemen’e vali olarak gönderirken, Kur’an’da ve Sünnet’te olmayan meseleleri nasıl çözeceğini sorduğu zaman O, kendi reyimle (görüşümle) diye cevap vermiştir. O’nun bu cevabı Peygamberi memnun etmiştir.

Bu olay İslâmdaki İctihad ihtiyacını ve bu konuda verilen iznin isbatıdır. Elbette bütün sorunların cevabı, çok net bir şekilde Kur’an ve Sünnet’te olmayabilir. Bu gayet mantıklı bir gerçektir. Kur’an bütün çağlara ve bütün insan topluluklarına hitap etmektedir. O insanlar için lazım olacak hidayeti ve genel prensipleri ortaya koyar. İnsanların ve toplumlar karşılaştıkları yeni probnlemleri bu genel prensipler ve Kur’an’ı hidayet kaynağı olması doğrultusunda çözeceklerdir. [1]

Müctehid: Ayet ve hadislere dayanarak hüküm çıkaran İslâm bilgini; İslâm hukukçusu; alim, fakîh.

İctihad, sözlükte güç, takat ve çaba anlamına gelen "cehd" kökünden "iftial" vezninde olup, bir şeyi elde etmek için olanca gücünü harcamak demektir. Âyet ve hadislerden kıyas ve benzeri yollarla hüküm çıkarma anlamında mecazen kullanılır. Ayet ve hadislerden hüküm çıkarma gücüne sahip olan fakîh zata da "müctehid" denir.[2] İctihad, ya şer'î delillerden hüküm çıkarma şeklinde olur, ya da çıkarılan bu hükümlerin toplum hayatına uygulanmasıyla ilgili bulunur.

İslâm hukukunda şer'î hükümler kesin delillere yani açık ayet ve hadislere veya icmaa dayanıyorsa ictihada gerek kalmaz. Mecelle, bunu "Mevrid-i nas'da ictihada mesağ yoktur" prensibiyle ifade etmiştir.[3] Ancak nassların sübûtu veya delaleti zannî olup, kesinlik ifade etmez veya âyet ve hadislerde çözümü bulunmayan meselelerle karşılaşılırsa, reyle (ictihad) hareket edileceği, bizzat Hz. Peygamber tarafından, Muâz b. Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderirken açıklanmıştır. Hz. Muhammed, Muâz'a Yemen'de ne ile hükmedeceğini sormuş; Muaz,

"Allah'ın Kitabı ile" cevabını vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.s)

"Allah'ın Kitabında bir hüküm bulamazsan?" buyurunca;

"Rasulünün sünnetiyle" demiştir.

"Onda da bulamazsan" sorusuna ise Muaz,

"Reyimle ictihad ederim" cevabını vermiştir. Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle buyurmuştur:

"Rasulünün elçisini, Peygamberinin razı olduğu şekilde muvaffak kılan Allah'a hamd olsun"[4]

Arapça'yı iyi bildikleri ve Hz. Peygamberle beraberlik sayesinde Allah ve Rasûlünün maksadını çok iyi anladıkları için Sahabe neslinden müctehidlerin sayısı bir hayli çoktur. Ancak kendilerinden hüküm ve fetva nakledilen Sahabe müctehidi yüzotuz kadardır. Bunlardan yedi tanesi fetvaları birer kitab olacak kadar çoktur. Fukâhâ-Seb'a denen bu sahabiler şunlardır; Hz. Ömer, Ali, Aişe, Zeyd b. Sâbit, Abdullah b. Mes'ud, Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Ömer.[5]

Hz. Ömer, Ebû Musa el-Eşârî'ye gönderdiği mektupta onu kıyas ve ictihada teşvik etmiş yine aynı konuda Kâdî Şurayh'a (ö. 78/697) şöyle demiştir: "Kitâptan açıkça anlayabildiğinle hükmet. Eğer kitabın tamamını bilemezsen Rasulullah'ın hükmettiği ile hükmet. Bunun hepsini bilmezsen, doğru yolda olan alimlerin kazalarıyla hükmet. Bunların da hepsini bilemezsen, reyinle ictihad et, alim ve salih kişilerle de istişare et"[6]


 


[1] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 436-437.

[2] Zebîdî, Tâcû'l-Arûs, II, 329; Şâfiî, er-Risale, s. 477, el-Ümm, VII, 275.

[3] Madde, 14.

[4] Tirmizi, Ahkâm: 3; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 230, 236, 242; Şafii, el-Ümm, VII, 273.

[5] İbnü'l-Kayyim, İ'lâmü'l-Muvakkıîn, thk. M. Muhyiddin Abdulhamid, Mısır 1955, I, 14 vd.

[6] Şîrâzî, Tabakât, s: 7; İbnü'l-Kayyim, a.g.e., I, 204; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/322.