|
|
|
Müctehid Olabilmenin Şartları: |
|
|
|
|
Yönetici tarafından yazıldı
|
|
Pazartesi, 12 Mayıs 2008 22:06 |
Müctehid Olabilmenin Şartları: Müctehid olmanın bir çok şartı vardır. Bunlar alimler tarafından tesbit edilmiştir. Bu şartlara ne lüzum var denilmez. Yapılan ictihadın kabul edilmesi, ümmet tarafından itibar görmesi için bunlara ihtiyaç vardır. Müctehidler ne özel bir okulda yetişir, ne de kişisel iddia ile gerçekleşir. Bir ilim adamı kendini yetiştirir, aşağıdaki şartları taşıdığı; alimler ve ümmet tarafından kabul edilirse, onun ictihadları değer taşır. Müctehidler, ‘ey insanlar ben ictihad ediyorum, bana uyun’ demezler. Onlar kendi tabi ortamlarında meselelere çözüm üretmeye çalışırlar, insanlar da onlara itibar eder ve onların yorumlarını alıp değerlendirirler. Elbette müctehidlerin ictihadları ‘din’ değildir, ama dini anlama ve yaşama konusunda kolaylıktır, ihtiyaçtır. Müctehid alimlere itibar etmeyenlerin kendilerinin her meseleyi bilmeleri ve isabetli karar vermeleri gerekir. Bunun da mümkün olmadığını herkes bilir.Öyleyse, ümmetin müctehidlere ihtiyacı vardır.İctihad kapısının her zaman açık tutulması gerektiğini de ekleyelim. Kimileri bu kapıyı kendiliklerinden kapatmışlardır. Yani artık müctehid yetişmez, ictihada gerek yoktur. Bu görüş, din adına bir talihsizliktir, büyük bir zarardır. İctihad, dinin her devirde yaşanabilmesinin çabasıdır, çözümüdür. Bu çabayı kaldırmak, dini doğma haline getirir, statikleştirir. Bazı kimselerin görüşlerinin de din zannedilmesine yol açar. Tekrar hatırlatmak gerekir ki müctehidlik rastgele konularda, rastgele fikir ileri sürmek değildir. O hakkında ‘nass (kesin hüküm)’ olmayan konularda dinin anlaşılmasının, yeni sorunların çözüme kavuşturulmasının yoludur. Bu açıdan müctehidlerde bazı özelliklerin olması gerekir.Müslümanların batının gelişmesi karşısında zayıf kalmaları ve İslâmın sekuleştirilme (laikleştirilme) çabaları karşısında ictihad ihtiyacı kendini daha çok belli ediyor. Kıyamete kadar geçerli olacak İslâmın hayata aktarılması noktasında yeni müctehidlerin yetişmesi bir zarurettir.Ayet ve hadislerden hüküm çıkarmak ve ictihad gerektiren konuları çözebilmek için bir takım şartlara ihtiyaç vardır. Bu esaslar fıkıh usulünün tedvini ile birlikte, ilk defa Müctehid imamlar devrinde tesbit edilmiştir.Bir müctehidde bulunması gereken özellikleri şöylece ifade edebiliriz: 1) Arapçayı Bilmek Arapçayı bütün özellikleriyle, sanat dallarıyla bilmek gerekir.Fıkıh usûlü bilginleri bu noktada ittifak etmişlerdir. Çünkü Kur'ân bu dille inmiş, Hz. Peygamberin sünneti de aynı dille ifade edilmiştir. İslâm şerîatında araştırma yapan kimsenin nasslardan hüküm çıkarma gücü, Arapçanın sır ve inceliklerini bilmesi oranındadır. Ebû İshak eş-Şâtibî (ö. 790/1388) bu konuda şöyle der: "Arapçayı anlamakta mübtedî olan kimse, şerîatı anlamakta da mübtedîdir. Arâpçayı orta derecede anlayan kimse, şerîatı anlamakta da orta durumdadır. Bu, son dereceye ulaşmamıştır. Arapçada son dereceye ulaşan kimse, şerîatı anlamakta da son dereceye ulaşır. Dolayısıyla onun anlayışı şerîatte hüccet olur; tıpkı sahabîlerin ve Kur'ân'ı hakkıyla anlayan bilginlerin anlayışlarının huccet oluşu gibi... Bunların seviyesine ulaşmayan kimselerin şerîat konusundaki anlayışları kendi seviyeleri ölçüsünde eksiktir. Anlayışı eksik olan herkesin görüşü ise ne bir hüccet olur, ne de başkaları tarafından kabul edilir" Ancak maslahat veya mefsedet kabilinden bir manâ ve illete bağlı olan konularda Arapça bilmeyen de prensipleri kavrayıp uygulama alanını belirleyebilir. Kıyas ictihadlarının çoğu bu kabildendir. Müctehidin Arapça bilgisi genel olarak, Arapça'nın inceliklerini kapsamalıdır. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm, Arapçanın en beliğ ve en fasihini teşkil eder. Bu yüzden, ayetlerden hüküm çıkaracak kimse, Kur'ân'ın belâgat, fesahat ve sırlarını bilmelidir ki, bu sayede onun içine aldığı hükümleri kavrayabilecek duruma gelmiş olsun.Âyet ve hadislerdeki kelimeleri ve hitabı anlayacak kadar sarf ve nahiv bilgisiyle Arapçayı bilmek gerekir. 2) Kur'ân İlmine Sahip Olmak Kur’an’ı (Kitabı), bütün yönleriyle; dil, sanat, sûre, âyet, iniş (nüzul) sebebleri, muhkem-müteşabih, nasih-mensuh, mucize oluşu açısından ve özellikle ahkâm ayetlerini bilmek gerekir.Kur'ân, İslâm'ın direği, şer'î hükümlerin esasıdır. Kur'ân ilmi çok geniştir. Bunu tam olarak bilen Hz. Peygamberdir. Bu yüzden bilginler, müctehid için Kur'ân'da hüküm ifade eden beş yüz kadar âyetin inceliklerini, özelliklerini bilmek gerekir demişlerdir. Bu ayetlerin âmm-has, mutlak mukayyed, nâsih-mensuh, Sünnetle ilgili durumlarını bilmek gerekir. Diğer yandan Kur'ân'ın geri kalan bütün âyetlerini de topluca (icmâlî olarak) bilmek gerekir. Çünkü Kur'ân bir bütün olup parçaları birbirinden ayrılmaz. Kur'ân'ın hüküm bildiren ayetlerini diğerlerinden ayırdetmek, şüphesiz bütün Kur'ân'ı bilmekle mümkün olabilir. Kur'an'ı ezbere bilmek gerekmez, ihtiyaç duyulan ayetlerin yerini bulabilecek durumda olmak yeterlidir. Ebu Bekir el-Cassas (ö. 370/980) ile İbnü'l-Arabî (ö. 543/1148) gibi bilginler "Âhkâmü'l-Kur'ân" adlı eserlerinde hüküm âyetlerini açıklamaya çalışmışlardır. Ebû Abdillah el-Kurtubî (ö. 671 H.), "el-Câmi'li Ahkâmi'l-Kur'ân"; es-Sâbûnî de, "Tefsîru Âyati'l-Ahkâm" adlı eserleriyle hüküm âyetlerinin tefsîrini yapmışlardır. 3) Sünneti Bilmek Peygamberimizin sünnetini; sahih ve zayıflık yönünden, mütevatirlik ve peygamberimizin uygulamaları açısından bilmek gerekir.Bu şart üzerinde de bilginlerin ittifakı vardır. Hüküm hadislerini bilmek yeterli olup, mev'ıza, ahiret hükümleri vb. hadisleri bilmek şart değildir. İctihadın bölünebileceğini kabul etmeyenlere göre bir müctehidin teklifî hükümleri içine alan bütün hadisleri okuması, onların amaçlarını kavraması, onlarla ilgili özellikleri bilmesi gerekir. Yine onun, sünnetin nasih ve mensuhunu, âmm ve hass'ını, mutlak ve mukayyedini bilmesi gerektiği gibi; hüküm hadislerinin rivayet yollarını, senedlerini, hadis rivayetlerinin kuvvet derecelerini, râvilerin derece ve hallerini, adâlet ve zabt gibi vasıflarını da bilmesi gerekir.Hadis rivayet edenlerin hal tercemeleri ile adâlet ve zabt bakımından durumları hakkında bir çok eserler yazılmıştır. Kütüb-i Sitte gibi sahih hadis mecmuaları meydana getirilmiş ve bunlar üzerine bir çok âlimler tarafından şerhler yazılmak suretiyle hadisler senetleri bakımından tasnif edilmiş ve İslâm hukukçularının bazı hadisler üzerindeki görüş ayrılıkları ortaya konulmuştur. Bu hadis çalışmaları müctehidin bunlara başvurarak hüküm çıkarmasını kolaylaştırmaktadır. Hükümlerle ilgili bütün hadislerin ezbere bilinmesi şart değildir. Ancak gerektiğinde yerlerinin, başvurma metodlarının ve hadis rivâyetlerinin bilinmesi yeterlidir. 4) Üzerinde İcma ve İhtilaf Edilen Konuları Bilmek Üzerinde alimlerin ‘icma’ ettikleri konuları bilmek gerekir.Üzerinde icma (ittifak) meydana gelen konuları bilmek yanında Sahabe, Tabiî ve onlardan sonra gelen müctehidlerin ihtilâfa düştükleri konuları bilmek gerekir. Ancak bütün icmâ yerlerini ezberlemek şart değildir. Araştırma konusu yapılan mesele hakkında icmâ veya ihtilaf bulunup bulunmadığını bilmek yeterlidir. Medine ve Irak fıkhının metod ve farklarını bilme yanında; doğru olanla doğru olmayan, naslara yakın olanla uzak olan şeyler arasında karşılaştırma yapabilecek akıl, anlayış ve değerlendirme gücüne sahip olmak gerekir. Gerçekte Asr-ı saadette ve daha sonra yaşamış büyük hukukçuların görüşlerini incelemek, delil ve temayülleri bakımından onlar arasında karşılaştırmalar yapmak kişinin muhâkeme gücünü ve araştırma melekesini geliştirir.Müctehidlerin ittifak ve ihtilaf ettikleri meseleleri, ihtilaf sebeplerini açıklayan eserler meydana getirilmiştir. eş-Şirâzî'nin (ö. 476/1083) "el-Mühezzeb" adlı eseri ve Nevevî'nin buna yazdığı şerh, İbn Kudame (ö. 620/1223)'nin “el-Muğni”si, İbn Hazm'ın (ö. "456/1063) "el-Muhallâ" sı Hafîd İbn Rüşd'ün (ö. 595/1199) "Bidâyetü'l-Müctehid" ve İbn Teymiyye'nin (ö. 728/1327) "el-Fetâvâ" adlı eserleri bunlar arasında zikredilebilir. 5) Kıyas Bilmek Fıkıh usulünü, yani fıkıh ilminin metodunu, şeriatın delillerini ve bunların nasıl kullanılacağını bilmek gerekir.İctihad, bütün şekil ve metodlarıyla kıyası bilmeyi gerektirir. Hattâ imam Şâfiî'ye göre ictihad kıyastan ibarettir. Kıyasın metodunu bilmek; naslardan hüküm çıkarma esaslarını öğrenme ve ictihad yapılacak konuya en yakın olan nassı seçme imkânını sağlar. Kıyası bilmek şu üç şeyi bilmeyi gerektirir:1- Kıyasın dayanacağı asıl hükmü bilmek. Bu dayanağın ayet, hadis veya icma olması, bunlarla ilgili gerekli bilgilere sahip olunması da gereklidir.2- Kıyas kaide ve prensiplerini bilmek. Meselâ belirli ve özel bir durumu ifade ettiği sabit olan bir nas üzerine kıyas yapılamaz. Kendisine dayanılan asıl hükmün illetini tesbit ettikten sonra hükme bağlanacak yeni meselede (fer'î) de aynı illetin gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmak gerekir. Hz. Peygamber'in dörtten fazla olan eş sayısına kıyas yapılarak hüküm çıkarılamaması gibi. Çünkü bu müsâade yalnız O'na âittir. 3- Önceki müctehidlerin kıyas metodlarını bilmek. el-İsnevî (ö. 772/1370) "Kıyas bilmek bir ictihad kaidesi ve sayısız hükümlerin açıklanmasına götüren bir yoldur" der. 6) Hükümlerin Amaçlarını Bilmek Şeriat hükümlerinin amaçlarını, insanların faydalarını (maslahatlarını) ve hükümlerini illetlerini (sebeplerini) bilmek gerekir.İslâmî hükümlerin amaçları, belli bir nas'dan değil, bütün nasların toplamından anlaşılabilir. Böylece, cüz'î bir meseledeki maksadı anlamak, küllî hükümleri ortaya koyan nass'ları anlamaya bağlıdır. Bu hükümlerin asıl amacı insanlar için rahmet olmaktır. Ayette; "Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik" (el-Enbiyâ, 21/107) buyurulur. İslâm'da güçlük ve sıkıntının kaldırılması, zorluğun değil kolaylığın tercih edilmesi bu rahmetin bir sonucudur. Emredilen bazı güçlükler büyük zararları gidermek amacına yöneliktir. Cihadın farz kılınışı böyledir. Nitekim âyette şöyle buyurulur: "Allah, insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. Şüphesiz Allah, kendisine yardım edenlere yardım eder. Gerçekten Allah, güçlü ve yücedir" (el-Hacc, 22/40).Maslahata göre fetva vermede, gerçek maslahatlarla (toplum yararı) nefsî ve şehevî arzulardan gelen bir vehimden ibaret olan maslahatları birbirinden ayırdetmek gerekir. Böylece mazarratı defetme, maslahatı celbetme, bütün insanlara faydalı olan şeyleri tercih etme, başka bir deyimle toplum yararını kişisel yararın üstünde tutma melekesi gelişir. Şâtibî şöyle der: "İnsan, Allah ve Resulunün amaçlarını bütün meselelerde anlayacak bir dereceye gelirse, o, ilim öğretme, fetvâ verme ve Allah'ın bildirdiği hükümleri açıklamada Peygamber (s.a.s)'in vârisi olma özelliğini kazanmış olur" 7) Doğru Bir Anlayış Ve İyi Bir Takdir Gücüne Sahip Olmak Yaratılış olarak bu işi becerebilecek bir kabiliyette olmak. Açık bir zihne, ince bir anlayışa, geniş bir kavrayışa, basirete (sağlam bir bakış açısına) sahip olmak gerekir. Müctehidin gerçek fikirleri yanlış olanlardan ayırdetme melekesine sahip olması gerekir. Bu da doğru bir anlayış ve keskin bir görüşe sahip olmakla gerçekleşebilir. 8) İyi Niyet ve Sağlam Bir İtikad Sahibi Olmak İslâm dinî, ancak kalbi iman ve ihlasla aydınlanmış olanların idrak edeceği bir dindir. İtikadı bozuk kimse bid'at ve nefsî arzularının peşine düşer; tarafsız bir gönülle naslara yönelemez. Kötü niyet düşünceyi de kötüleştirir. Bu yüzden büyük müctehidler fıkıhla şöhret yapmadan önce ihlâs ve takvâlarıyla meşhur olmuşlardır. İhlaslı kimse gerçeği nerede bulursa bulsun kabul eder, taassub göstermez. Büyük imamların hepsi; "Bizim görüşümüz doğrudur, yanlış da olabilir. Başkalarının görüşü yanlıştır, fakat doğru da olabilir" demişlerdir. İşte İslâm hukukçularının müctehidde bulunmasını gerekli gördükleri şartlar bunlardır. Bu şartları kendisinde toplayan müctehide "mutlak veya müstakil müctehid" denir. Müctehid Bazı Konularda Bir Başka Müctehidi Taklid Edebilir mi? Fakihlerin büyük çoğunluğuna göre ictihad bölünme (tecezzi) kabul etmez. Nikâh meselelerinde ictihad yapan kimse, ibâdet konularında başkasını taklid edemez. Yine ibadet konularında müctehid olan kimse, alım satım, nikâh ve talak gibi konularda başka bir müctehidi taklid edemez. İctihadla taklid bir kimsede birleşemez. Ancak müctehidin bütün şer'î meseleleri aynı derecede bilmesi mümkün olmayabilir. Birçok müctehid soruları bazı sorulara "bilmiyorum" diye cevap vermiştir. İmam Mâlik'in otuzaltı kadar soruya "bilmiyorum" diye cevap verdiği nakledilir. Taklid ve İttiba: Dayandığı kitap, sünnet ve icmâ delillerinden biri bilinmeksizin bir müctehidin sözünü alıp, bununla amel etmeye "taklid" denir. Fakat deliline bakmak, öğrenmek ve ictihadına katılmak sûretiyle bir müctehidin re'yini benimsemeye ise "ittibâ" adı verilir. eş-Şevkânî (ö. 1250/1832)'ye göre, sahâbe, tabiûn ve etbâü't-tâbiîn içinden ictihad derecesine ulaşamayanlar muayyen bir müctehidi taklid etmiyor. onlardan problemleriyle ilgili delilleri sorup öğrenerek bunlara ittibâ ediyorlardı. Taklit bu nesillerden sonra zuhûr etmiştir. Müslümanlar arasında taklid yerine, ittibâ ruh ve alışkanlığının geliştirilmesi, ilim adamlarını delilleri öğrenmeye zorlar, delillerin kuvvetli olanı ile zayıf olanım tartışma imkânı doğar. Bunun gerçekleşmesi için delillerin zikredildiği temel eserlere yönelmek, te'lif edilecek İslâm hukuku kitaplarında hükümlerin dayandığı delilleri de göstermek gereklidir. Bunun sonucunda araştırıcılar, vahiy, Sünnet ve icmâi ümmet üzerinde düşünme ve değerlendirme imkânı bulurlar. İctihadın Hükmü: İctihadın hükmü gâlip zandır. Yani bir meselenin ictihad ile sabit olan hükmü yanılma ihtiali ile birlikte gâlip zanna dayanır. Bir müctehidin devamlı isabet etmesi gerekmez. Hata etmesi de mümkün ve muhtemeldir. Bu yüzden Ebû Hanîfe, "bu bizim ulaştığımız en iyi sonuçtur. Kim bundan daha iyisine ulaşırsa ona uysun" derdi. imam Şâfiî de; "bir hadis görürseniz ona sarılın ve benim görüşümü duvara çarpın" demiştir. Mu'tezile'ye göre, her müctehid ictihadında isâbet etmiş sayılır. Çünkü hüküm, Allah nezdinde müctehidin ictihadına tabidir. Aksi halde insanlar güç yetiremeyecekleri bir yükümlülükle karşı karşıya gelmiş olur.
Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 437-438. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/322. Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 438. eş-Şâtibî, el-Muvâfakât, IV,114. eş-Şâtıbî, a.g.e., IV, 162, 165. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/86; 4/322. Gazzâlî, a.g.e, II, 350-353; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/86. Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 438. Gazzâlî, a.g.e, II, 350-353. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/86; 4/322. Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 438. Ebû Zehra, Usulü'l-Fıkh, s., 382 vd; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/86; 4/322-323. Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 438. Şafiî, er-Risâle. s. 510. Ebû Zehrâ, a.g.e, s. 383 vd. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/86-87; 4/323. Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 438. el-İsnevî, Şerhu Minhâci'l-Usûl, III, 310 (İbn Emîr'in Takrîri kenarında) Mısır 1316; Şafii, a.g.e., s., 477; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/87; 4/323. Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 438. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/87; 4/323. Şâtibî; a.g.e, IV, 106; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/87. Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 438. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi:3/87; 4/323. Ebû Zehrâ, a.g.e., s. 388, 389; İslâm'da Fıkhî Mezhepler Tarihi, Trc. Abdulkadir Şener, Ankara 1968, 1969, s. 125, 126. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/87; 4/323. Ebû Zehrâ, a.g.e, s. 400, 401; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/87. Hayreddin Karaman, İslâm Hukukunda ictihad, Ankara 1975, s. 206. Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/87; 4/323-324. Ömer Nasuhi Bilmen, lstılahat-ı Fıkhıyye Kâmusu, I, 243; Hamdi Döndüren, Şamil İslam Ansiklopedisi: 3/87.
|
|