üye girişi



Banner

ESMA BÎNT EBI BEKR (R. ANHÂ) PDF Yazdır e-Posta
Yönetici tarafından yazıldı   
Çarşamba, 03 Eylül 2008 15:33
 

ESMA BÎNT EBI BEKR (R. ANHÂ)

«(Hz. Ebû Bekir'in Kızı Esma (R. Anhâ)»

 

    Hz. Esma Rasûlullah (S.A.V)' in

 

 «Allah (C.C), bu kuşağını Cennette iki kuşak­la değiştirsin» şeklindeki  duasına lâyık olan mübarek hanım sahâbîdir...

 

    Bu hanım sahâbîmiz; şerefi bütün yönlerinden elde etmiştir. Hem babası hem de dedesi sahâbîdir. Kızkardeşi sahâbi ve mü'minlerin annesidir. Kocası sahâbîdir, oğlu sahâbîdîr...

 

    Babası; sağlığında Rasûlullah (S.A.V)'in dostu, vefatından sonra halîfesi olan Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk'tır...

 

    Dedesi; Hz. Ebû Bekir'in babası Ebû Atîk'tır...

 

    Kızkardeşi; mü'minlerin annesi Hz. Âişe (r. anhâ)dır.   

   

    Kocası; Rasûlüllah (S.A.V)'in dostu ez-Zubeyr İbnu'l-Avvâm'dır.

 

    Oğlu; Abdullah İbnu'z-Zubeyr'dir...

 

    Annesi; Kayle (Kuteybe) Bent Abdiluzza İbn Abdilesed el-Kureşiyye'dir...

 

    Hicretten yirmi yedi sene önce doğmuştur... Esma (r. anhâ), İslâm'a ilk giren kadınlardandı. 17 kişinin dışında kimse bu büyük fazilete erişmede onun önüne geçmemişti...

 

    Mekke'deki müşriklerin işkenceleri, dayanılmaz boyutlara ulaştı­ğından müslümanların Medine'ye hicretine izin verilmişti ve müs-lümanlar yavaş yavaş Medine'ye hicrete başlamışlardı.

 

    Müslümanların Medine'de toplandığını ve Medîneli'lerin de onla­ra yardım ettiğini gören Mekkeli müşrikler bu gelişmeye son vermek için «Dâru'n-Nedve» denen meclislerinde toplanıp, Hz, Peygamber'in her kabileden birer gencin iştiraki ile evinde öldürülmesine karar ver­diler...  Müşriklerin bu kararı Cebrail vasıtası ile Hz. Peygamber'e haber verildi ve gece yatağında yatmaması tavsiye edildi...Müşriklere Hz. Peygamber'in öldürülmesi kararının alındığı gün, Peygamberimize Mekke'den Medîne'ye'hicret etmesine izin verildi...

 

    Hz. Âişe (r. anhâ) der ki :

 

«Rasûlullah (S.A.V); Hz. Ebû Bekir'in evine ya akşam, ya sabah gelmediği bir gün olmadı. Mekke'den hicret etmesine izin verildiği gün ise, öğle vaktinin sıcağında., hiç gelmediği bir saatte zeval vakti­nin ilk saatinde, Ebû Bekir'in evinde, evimizde oturuyorduk.

 

Ev halkından Esma (R.A) Rasûlullah (S.A.V)'in geldiğini görüp, Ebû Bekir'e :

 

 İşte! Rasûlullah (S.A.V) bize hiç gelmediği bir saatte başını bir örtü ile örtmüş olarak geliyor! dedi..

 

Hz. Ebû Bekir:

 

 Anam, babam ona feda olsun! Vallahi o, yeni bir hâdise olmadıkça, bu saatte gelmezdi! dedi.

 

    Rasûlüllah (S.A.V) gelince, içeri girmek için izin istedi. İzin veril­di.. İçeri girdi. Ebû Bekir'in yanında benimle Esmâ'dan başka kmse yoktu. Rasûlüllah (S.A.V) Ebû Bekir'e :

 

  Yanındaki kimseleri dışarı çıkar! buyurdu. Ebû Bekir:

 

—Yâ Rasûlullah! Anam, babam sana feda olsun! Onlar iki kızımdır. Senin ehlin ve mahremindirler. Bizi gözetleyen yabancı kimse yok! dedi.Bunun üzerine Rasûlüllah (S.A.V):

 

 Benim buradan çıkıp Medine'­ye gitmeme Yüce Allah tarafından izin verildi, buyurdu. Hz.Ebû Bekir:

 

 Yâ Rasûlullah! Benim için, seninle yoldaşlık, arkadaşlık etmek de var mı? dîye sordu. Rasûlullah (S.A.V) :

 

  Evet! var buyurunca Hz. Ebû Bekir sevincinden ağladı. Val­lahi, ben Ebû Bekir'in o gün ağladığını görünceye kadar, bir erkeğin sevincinden ağlayacağını bilmiyordum.»

 

    Rasûlullah (S.A.V) ile Ebû Bekir'in sefer levazımını çarçabuk ha­zırladık...

 

Esma (R.A) anlatır:

 

    «Medine'ye hicret etmek istediğinde Peygamber (S.A.V) için babam Ebû Bekir'in evinde yol azığı hazırladım. Azıkla su kaplarını bağlayacak birşey bulamadım. Babama:

 

—Kemerimden başka birşey bulamadım, dedim. Babam da : Kemerini ortadan ikiye böl. Birisiyle azık torbalarını, diğeriyle su kaplarını bağla, dedi.»

 

Esma (R.A), içine pişirilmiş koyun etini koyduğu azık torbasını, ikiye böldüğü kemerinin bir parçasıyla bağlamış, su kabını da öbür par­çasıyla bağlamıştı. Rasûlüllah (S.A.V) onun bu yaptığını görünce:

 

  Allah cennette, bu kemerin yerine sana iki kemer versin, buyurmuştu.

 

O günden itibaren Esma (R.A)'e «iki kemerli» adını vermiştir...

 

Peygamberimiz (S.A.V) Mekke'den ayrılıp, Medine'ye gideceğini Hz. Ali'ye haber verdi ve kendisinden geriye kalmasını, yanında bulunan ve Mekke'lilere ait olan emânetleri sahiplerine teslim etmesini, sonra da gelip kendisine kavuşmasını emr etti... Çünkü, Mekke'de Peygamberi­mizin emînliğini, doğruluğunu bilmeyen ve saklayamamaktan korktuğu malını ona teslim etmeyen bir kimse yoktu...

 

    Peygamberimiz (S.A.V) o gece, kendisine ait döşekte yatıp uyumasını Hz. Ali'ye emr etti ve 'sana onlardan hiçbir zarar gelmeyecektir' diye de tenbîh etti.Kabilelerden seçilen cellatlar, gece yarısından sonra Peygamberi­miz'in kapısının önünde toplandılar ve Peygamberimiz uyuyunca saldır­mak için beklemeye başladılar... Döşekte yatan Hz. Ali'yi Peygamberi­miz sandılar...

 

    Peygamberimiz (S.A.V) ise, müşriklerin yanına çıktı, eline yerden bir avuç toprak aldı ve (Yâsîn) sûresini okuyarak müşriklerin başlarına saçtı. Başına topraktan isabet etmeyen hiç kimse kalmadı ve Yüce Al­lah müşriklerin gözlerini aldı da Peygamberimiz aralarından geçtiği halde göremediler...

 

    Hz. Ali sabah namazı için döşekten uyanınca onu yakaladılar, sorguya çektiler ve hapsettiler, sonra her yerde Hz. Peygamber'i aramaya koyuldular...     Peygamberimiz ise; Hz. Ebû Bekir'le birlikte yola çıkmış ve Sevr Mağarası'na gizlenmişlerdi...

 

    Rasûlullah'ın (S.A.V) evinin önünde müşrikler kılıçları yanında beklerlerken, o aralarından çıkıp gidince müşrikler çılgına döndüler. Onu, Mekke'nin altındaki ve üstündeki Haşim oğulları ve taraftarları­nın evlerinde aramaya başladılar. İçlerinde Ebû Cehl İbn Hişam'ın da bulunduğu bir Kureyş topluluğu gelip Ebû Bekr'in kapısının önünde durdu. Esma çıknca :

 

  Baban nerede Ebû Bekr'in kızı? dediler; Esma (R.A) :

 

  Babamın nerede olduğunu bilmiyorum, dedi.

 

    Ebû Cehl elini kaldırıp Esmâ'nın yüzüne bir tokat vurdu ve küpesini düşürdü. Daha sonra Rasûlüllah(S.A.V) ve Ebû Bekr es-Sıddîk'i aramaya koyuldular...

 

    Rasûlüllah'la (S.A.V) Hz. Ebû Bekr üç gün üç gece mağarada kal­dılar. Esma (R.A) geceleri Rasûlüllah'la babasına yiyecek ve içecekle­rini getirirdi. Erkek kardeşi Abdullah İbn Ebî Bekr de onlara Kureyş'in efendilerinden duyduğu haberleri aktarır, Hz. Ebû Bekr'in azatlı kölesi Amir İbn Fuheyre de sürüyle iz takip ederdi...

 

    Hz. Esma (R.Anhâ); Allah (C.C) yolunda ve Hz. Peygamber (S.A.V)'in dâvası olan İslam uğrunda Ebû Cehil'den yediği tokada hiç aldırmadığı gibi, ihtiyacı olduğu halde malını da Allah dâvası yolunda feda etmekten hiç kaçınmamıştı. Kemerini onlara heba ettiği gibi, Hz. Ebû Bekir yola çıkarken yolda lâzım olur diye evdeki tüm paraları da yanına almış ve eve birşey bırakmamıştı...

 

    Ebû Cehil'in tokadından sonra, Ebû Kuhâfe (yani Hz. Ebu Bekir'in babası) ki, o sırada âmâ idi ve henüz müşrikti eve geldi ve dedi ki :

 

  Ebû Bekir'in bütün paraları götürdüğünü zannediyorum

 

    Herşeyini Allah'ın yoluna harcamış olan Esma (R. Anhâ), dedesini tesellî ederek ona şöyle dedi:

 

  Asla dedeciğim! O bize çok mal ve para bıraktı.

 

    Sonra kü­çük taşlar toplayarak babasının parasını koyduğu kaba doldurdu ve üzerini bir bezle örterek

 

—Dedeciğim, elle de gör, bize ne kadar çok mal bıraktı, dedi. O da ellerini taşların üzerine koyarak,

 

—Size yeteri kadar para bırakmış, diye söylendi.

 

    Esma (r, anhâ) ihtiyarı böylece teskin ediyor ve durumlarını Yüce Allah'a havale ederek, O'na teslim olarak sabrının faziletini Yüce Allah'tan diliyordu...

 

    Esma (r. anhâ) anlatıyor :

 

    «Bir gün, Peygamber Efendimiz'in Benî Nadtyr yahûdilerine âit ara­ziden, gelirini Ebû Seleme ile Zübeyr'e tahsis ettiği tarlanın başında idim. Kocam Zübeyr, Peygamber Efendimizle birlikte yolculuğa çık­mıştı. Bir yahûdî ailesi de bizim komşumuzdu. Bir davar kesmişlerdi. Etini pişirirlerken kokusunu duydum ve canım o kadar et istedi ki, ömrümde böyle bir şey görmemiştim. O sırada kızım Hatice'ye hâmile idim. Belki bana biraz verirler, diye kalkıp ateş bahanesiyle evlerine gittim, halbuki ateşe ihtiyacım yoktu. İçeri girdiğim ve etin kokusunu yakından aldığım zaman, ete karşı arzum daha da arttı. Bunun için, eve döndüğümde ateşi söndürdüm ve bir daha ateş almak bahanesiyle ge­ri döndüm ve bunu üç kez tekrarladıktan sonra oturup ağladım ve Al­lah'a dua ettim. O sırada yahûdî evine gelip, karışma:

 

  Bize hiç kimse geldi mi? diye sormuş. .Karısı da :

 

—Şu komşumuz olan Arap kadın, ateş almak için geldi, demiş. Bunun üzerine karısına :  

                          

Sen bu etten ona göndermedikçe, ben ağzıma almam, deyince bana o etten bir kepçe göndermişler.Yediğim zaman bana o kadar lezzet verdi ki, ömrümde o k zetli bir şey görmemiştim.»

 

    Esma (R.A), ez-Zubeyr İbnu'l-Avvâm'ın hanımıydı. Rasûlullah (S.A.V) hicret edip mescidi ve odalarını inşa edince Zeyd İbn Hari-se'yle azatlı kölesi Ebû Rafe'î ailesini getirmeleri için Mekke'ye gön­derdi.

 

 

'Uz. E^û Bekr de onlarla Ebû Bekr ailesini Medine'ye getirmesi için oğlu Abdullah'a bir mektup gönderdi.. Hep birlikte Medine'ye geldiler.

Esma oğlu Abdullah İbnu'z-Zubeyr'i dünyaya getirdi ve onu Rasûlullah'ın (S.A.V) kucağına verdi. Rasûlullah bir hurma getirtti. Onu çiğ­nedi. Sonra o hurmayı çocuğun ağzına sürdü. Onun için duâ edip mü­barek olmasını diledi.. Böylece o, muhacirlerirr Yesrîb'de doğan ilk ço­cuğu oldu.

 

    Yine Esma (R.A) anlatır:

 

    «Ez-Zubeyr beni aldığında, yeryüzünde ne parası ne kölesi hiç bir şeyi yoktu. Sadece atı vardı. Onun atını yemler, yiyecek temin eder, tımar eder, olgun hurma çekirdeklerini döver, yem haline getirir, su taşır ve alnını boncuklarla süslerdim. Hamur yoğururdum ama güzel ekmek yapamazdım. Bazı Ensarlı kadınlar benim için ekmek yapar­lardı. Onlar ne samimi kadınlardı. Çekirdekleri Rasülüllah'ın ez-Zu­beyr'e verdiği arazisinden başımda getirirdim. Orasının uzaklığı bîr fersahtan azdı. Bir gün tohumları başımın üzerinde getirdim, Rasûlül­lah ve yanındaki bazı sahâbîleriyle karşılaştım. Bana seslenip arka­sında taşıması için deveyi çöktürdü. Erkeklerle yürümekten utandım. Ez-Zubeyr'i ve onun kıskançlığını anlattım. O, çok kıskançtı. Rasûlullah benim utandığımı anladı ve ayrıldı. ez-Zubeyr'e geldim ve :

 

—Başımda çekirdekler varken Rasûlüllah ve bazı sahâbîleriyle karşılaştım. Onun­la birlikte binmem için deveyi çöktürdü ve senin kıskançlığını öğrendi, dedim. Ez-Zubeyr de:

 

—Vallahi, senin çekirdekleri taşıman bana, senin onunla birlikte deveye binmenden daha ağır geliyordu. (O günün şart­larında erkekler din işleri, cihad gibi işlerle uğraştıklarından ev işle­rini tamamen kadınlar yükleniyordu)

 

Bundan sonra babam Ebû Bekir kendisine Peygamberimizin gönderdiği hizmetçiyi bana verdi de hay­vanlara bakmaktan kurtuldum.»

 

    Esma (R.A) kendisine çok sert davranan ez-Zubeyr'i şikâyet etmek üzere babasına geldi.Hz. Ebû Bekr şöyle dedi :

 

— Kızım! Sabret. Kadının iyi bir kocası olur da, onunla evliyken ölür ve kadın da ondan sonra evlenmezse, cennette onlar bir araya ge­lirler.

Esma (R.A), Peygamber'e (S.A.V) gelip şöyle dedi:

 

  Ya Rasûlullah!  Evimde, ez-Zubeyr'e tahsis edilen şeylerden başka hiçbir şey yok. Bana tahsis edilenlerden biraz vermemde bana günah var mıdır?Rasûlüllah (S.A.V) :

 

  Gücünün yettiğini ver. Cimri olma ki. Allah da ona cimri olma­sın, dedi.

 

    Esma (R.A) gönlü cömert bir kadındı. Onun boynunda bir ur vardı.

Rasûlullah (S.A.V) ona eliyle dokunup:

 

  Allah'ım! Onu, urun kötülüğünden ve zararından koru, demiş­tir.

 

    Esma (R. A.) çok cömert idi. Oğlu der ki :

 

«Ben, Hz. Âişe ve Esmâ'dan daha cömert bir kadın görmedim. On­ların cömertlikleri birbirine uymazdı; Hz. Âişe, önce biriktirir, yanında biriken şeyleri verilecek yerlere dağıtırdı.Esma ise; hiçbir şeyi biriktirip ertesi güne bırakmaz, dağıtırdı.»

 

    Başı ağrıdığı zaman, elini başına koyar:

  Benim vücudum hastadır. Allah'ın   affettikleri   daha   çoktur, derdi.

 

    Annesi Kuteyle Bint Abdiluzza (o Ebu Bekr'in Cahiliyye'de boşadı-ğı hanımıydı) Medine'ye geldi. Kızı Esmâ'ya kuru üzüm, yağ ve küpe gibi hediyeler getirmişti. Esma onun hediyesini kabul etmeyip evine girmesine izin vermedi (çünkü Kuteyle hâlâ müşrikti).

 

Esma (R.A) kızkardeşi Hz. Aîşe'ye haber gönderip :

 

  Rasûlüllah'a (S.A.V) durumu sor, dedi. Peygamber (S.A.V) :

 

  Onu evine alsın ve hediyesini kabul etsin, dedi.

 

    Allah Teâlâ : «Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara karşı âdil dav­ranmanızı yasak kılmaz, doğrusu Allah âdil olanları sever»  [1][1] ayetini indirdi..

 

    Hz. Ebû Bekr kızı Esmâ'ya bir hizmetçi gönderdi. Esma (R.A) bu­na çok sevinip :

 

  Atı tımar etmesi bana yeter.. Sanki beni âzât etmiş gibi oldu, dedi.

 

    Esma (R.A) bir defasında hastalanmıştı. Bütün kölelerini âzât edip kızlarına ve ailesine:

 

— Hayır yolunda harcayıp sadaka verin. Lütuf beklemeyin, çünkü lütuf beklerseniz, hiçbir şeyi lütfetmezsiniz. Eğer sadaka verirseniz, onun kaybolduğunu görmezsiniz, dedi.

 

    Müminlerin emîri Hz. Ömer İbnu'l-Hattab maaş bağladığında «iki kemerli!» Esma (R.A)'e bin dirhem bağlamıştı.

 

    Esma (R.A), ihramhyken içinde safran bulunmayan aspuriu elbi­seler giyerdi.

 

    Esma (R.A) gözleri kör oluncaya kadar uzun bir ömür sürmüştür. Yüz yaşına vardığı halde ne dişleri dökülmüş ne de onda bunama eser­leri görülmüştü.

 

    Abdullah İbnu'z-Zubeyr ölmeden on gün önce annesinin yanına

girdi. Ona :

 

  Anneciğim! Kendini nasıl buluyorsun? dedi. Esma (R.A) :

 

 

 

 

  Kendinli şikâyetçi (hrç';a) olarak görüyorum, dedi. Abdullah İbnu'z-Zubeyr:

 

  Ölümde rahatlık var, diye cevap verdi. Esma (R.A) :

 

— Belki benim için onu temenni ediyorsun. Ama ben senin iki tarafından birisine gelinceye kadar ölmeyi istemiyorum. Ya sen öldürü­lürsün, senin için Allah'tan sevap dilerim. Ya da düşmanına galip gelir­sin de benim gözüm aydın olur(EI-Haccac İbn Yusuf es-Sekafî gelip o yıl halka hac yaptırmış ve onu altı ay kuşatmıştı).

 

    Tarih, Esma Bint Ebî Bekr'in bütün davranışlarını unutsa, oğlu Abdullah'la son defa karşılaştığında onun gösterdiği metaneti, karar verme ve îman gücünü asla unutmayacaktır.

 

    Bunun hikâyesi de şöyledir:

 

    «Yezîd İbn-i Muavîye'den sonra, halife olarak oğlu Abdullah İbnu'z-Zubeyr'e beyat edilmişti. Hicaz, Mısır, Irak, Horasan ye Kuzey Arabis­tan'ın büyük kısmı ona îtaat etmişti. Fakat Umeyye oğullan, el-Haccac İbn-i Yusuf es-Sekafî komuta­sında büyük bir orduyu onunla harbetmek için hemen harekete geçir­diler. İki taraf arasında, İbnu'z-Zubeyr'in çeşitli kahramanlıklar göster­diği çarpışmalar oldu.Ancak arkadaşları yavaş yavaş yanından ayrılmaya başladılar. Ab­dullah ve yanındakiler, Allh'ın evine sığınıp orada saklandılar.Ölmeden birkaç saat önce annesi Esma'nın yanına gitti gözleri görmez yaşlı bir haldeydi ve şöyle konuştu:

 

—Es-selâmu aleyki ve rahmetullahi ve berakâtuhu, anneciğim!

 

—Aleyke's-selâm Abdullah... Haccac'ın mancınıklarının Ha-rem'deki askerlerine fırlattığı taşlar, Mekke'nin evlerini titretirken, bu saatte gelmene sebep nedir?

 

— Seninle istişarede bulunmak için geldim.

 

— Benimle istişarede bulunacaksın ha!... Hangi konuda?!

 

— Askerler, el-Haccac'tan korktukları veya onun sağladığı im­kânları arzu ettikleri için, beni perişan bir halde bırakıp gittiler. Hattâ çocuklarım ve akrabalarım benden ayrıldılar. Yanımda adamlarımdan çok azı kaldı. Onlar büyük gayret gösterseler de ancak bir veya iki saat dayanabilirler. Umeyye oğullarının elçileri, eğer silâhı bırakır, Abdülmelik İbn-i Mervan'a beyat edersem, dünyada ne istersem ve­receklerini söylüyorlar. Sen ne dersin?

 

Esma, yüksek sesle şöyle cevap verdi:

 

— Mesele senin meselen, Abdullah! Sen kendini daha iyi bilir­sin... Eğer hak yolda olduğuna inanıyorsan ve Hakk'a davet ediyorsan senin sancağının altında öldürülen arkadaşlarının sabrettiği gibi sen de sabret ve savaş... Eğer dünyayı istiyorsan, sen ne kötü kulsun, kendini de arkadaş­larını da mahvetmiş olursun.

 

—- Fakat bugün ben mutlaka öldürülmüş olacağım.

 

—Bu; Umeyye oğulları çocuklarının kellenle oynaması için, is­teyerek canını el-Haçcac'a teslim etmenden daha hayırlıdır.

 

— Ben Öldürülmekten korkmuyorum, ancak benim organlarımı kesip koparmalarından korkuyorum.

 

— Kişinin ölümden sonra korkacağı birşey yoktur. Ölü koyuna derisinin yüzülmesi acı vermez...

 

Abdullah'ın yüzünde memnuniyet ifadesi belirdi ve şöyle dedi:

 

— Sen ne mübarek bir annesin! Senin ne mübarek hasletlerin var. Ben, bu saatte sana, bunları işitmek için geldim. Allah biliyor, ben ne gevşedim, ne de gücümü kaybettim. Yine Allah şahittir ki, yaptık­larımı dünya ve zînetlerini sevdiğim için yapmadım, ancak Allah'ın ha­ram kıldığı şeylerin mubah görülmesine gazaplanacağı için yaptım. İş­te ben, istediğin şeye doğru gidiyorum. Öldürüldüğümde bana üzülme, işini Allah'a havale et...

 

— Ben sana ancak bâtıl uğrunda öldürülürsen üzülürüm.

 

— Oğlunun şimdiye kadar hiçbir kötüyü yapmaya kasdetmediğine, hiç bir yüz kızartıcı işi yapmadığına Allah'ın hükmünden sapmadı­ğına hiçbir emanete hiyânet etmediğine hiçbir müslüman ve zımmîye haksızlık etmek istemediğine ve onun yanında hiçbir şeyin; Azız ve Celîl olan Allah'ın rızasından daha üstün olmadığına inan... Bunları kendimi temize çıkarmak için söylemiyorum. Allah beni, benden daha iyi bilir. O sözleri sadece kalbime sabrı sokmak için.söy­ledim.

 

— Seni, kendisinin ve benim istediğim şey üzerinde kılan Al­lah'a hâmdolsun... Yavrucuğum! Seni koklamam ve vücuduna dokun­mam için bana yaklaş. Belki, bu, seninle son görüşmemiz olur.

 

    Abdullah annesinin ellerini ve ayaklarını öptü. Annesi de oğlunun yüzünü ve başını hem kokladı hem de öptü. Elleriyle vücuduna dokun­du.Az sonra ellerini çekip şöyle dedi:

 

—Abdullah! Bu giydiğin nedir?!

 

—Zırhım

 

— Yavrum! Bu, şehid olmak isteyenin eibisesi değildir.

 

— Ben bu zırhı, senin hatırını hoş etmek ve içini yatıştırmak için giydim.

 

— Onu çıkar. Böylesi senin hamiyetin ye cesaretin için daha sağlam, sıçraman için daha güçlü ve hareket etmen için daha hafiftir. Fakat onun yerine uzun pantolon giy. Yere yıkıldığında ayıp yerlerin açılmaz.

 

    Abdullah İbnu'-Zubeyr zırhını çıkardı. Üzerine pantolonunu giydi. Harbe devam etmek için şöyle diyerek Harem'e gitti:

 

— Anneciğim! Bana duâ etmeyi ihmâl etme. Esma ellerini semaya kaldırıp:

 

— Allah'ım! Gece karanlığında insanlar uyurken onun namaz kıl­mak üzere uzun süre ayakta kalmasına ve ağlamasına acı...Allah'ım! Oruç tutmak üzere Mekke'yle Medine'nin sıcaklarında aç ve susuz kalmasına acı...Allah'ım! Onun anne ve babasına itaat etmesine acı,..Allah'ım! Onu sana havale ettim. Onun için takdir ettiğine razı ol­dum. Bana ondan dolayı sabredenler sevabı ver dedi.»

 

    O gün güneş batmadan Abdullah İbnu'-Zubeyr, Rabbi'ne kavuştu. Onun ölümünün üzennden on günden fazla geçmeden annesi Esma bint-i Ebî Bekir de yüz yaşına ulaşmış, tek bir dişi dökülmemiş ve ak­lından birşey eksilmernîş olarak Rabbi'ne kavuştu. Hz. Esma'nın vefatı

Hicretin 73.senesine tekabül eder. [2][2]

 




 


[1][1] Kur'anı Kerim, Mumtehine Sûresi: 8.
[2][2] Abdulaziz eş-Şennavi, Sahabe Hayatından Tablolar (Hanım Sahabiler), Uysal Kitabevi: 328-338.
Son Güncelleme: Cumartesi, 20 Eylül 2008 10:57