üye girişi

www.medinetaybe.com'a hoş geldiniz....
2010-2011 MEDİNE İSLAM ÜNİVERSİTESİNE KABUL EDİLEN ÖĞRENCİLERİN İSİMLERİ PDF Yazdır e-Posta

 

 

2010-2011 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI MEDİNE İSLAM ÜNİVERSİTESİNE KABUL EDİLENLERİN ÖĞRENCİLERİN İSİM LİSTESİ AŞAĞIDAKİ LİNKDE..

 

 

http://www.medinetaybe.com/new/slami-ueniversiteler/72-suudi-arabistan/1636-2010-2011-eitim-oeretim-ylnda-medine-slam-ueniversitesine-kabul-olan-oerencilerin-isimleri.html

Daha cok bilgi almak isteyen arkadaşlar bizlere ulaşabilirler...
 

 
Ayların sultanı, mağfiret ve rahmet ayı olan mübarek Ramazan ayı PDF Yazdır e-Posta

Hicri Kameri ayların dokuzuncusu olan Ramazan ayı, mübarek ve feyizli bir aydır. 

Allahü teala, insanlar ve mekanlar içinde bazılarını diğerlerine nazaran daha faziletli, daha mübarek ve muhterem kıldığı gibi, zamanlar içinde de bazılarını diğerlerine nisbetle daha mübarek ve feyizli kılmıştır. Bu feyizli zamanlardan biri de, ayların sultanı, mağfiret ve rahmet ayı olan mübarek Ramazan ayıdır.Bu ay, oruç ayıdır. Allahü teala, bu ayda oruç tutmayı, şartları, üzerinde bulunan her müslümana farz kılmıştır.

Allahü teala, bu ayda orucu, bütün Peygamberlere ve zamanımıza kadar gelmiş geçmiş ümmetlere farz kıldığını şöyle beyan buyurur: (Mealen): “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allaha karşı gelmekten sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı…” Bunu takip eden ayet-i kerimede: “Ramazan ayı ki onda Kur’an, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi, sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun…” buyurulur.

 Özellikle günümüzde bir çok sebepden dolayı Ramazan ayını diğer aylardan fazla ayıramıyoruz.Hepimizin kendine göre işi,yapması gerekli olan görevleri var.Ancak böyle olsa da herkesin yapabileceği ibadetler ve  bu ayın diğer aylardan farklı olduğunu hissettirebileceği davranışlar var.

İnsanlar bu ayda, kötülükleri bırakıp iyi işleri yapma hususunda daha fazla hassasiyet göstermelidirler. Her türlü kötü halden, kötü söz ve fiilden kaçınmalıdır ki neticede hadis-i şerifte müjdelendiği gibi, günahları bağışlansın. Oruç insanları kalkan gibi korur. Peygamber Efendimiz: “Kalkanın sizi muharebede koruduğu gibi, oruç da sizi, ateşten koruyan bir kalkandır…” buyurmuşlardır. Başka bir rivayette: “Oruç bir kalkandır ki kul, onunla Cehennemden korunur” buyurulur. Diğer bir rivayette ise, kalkana benzetmekten başka, bir de ateşten koruyan muhkem bir kale olarak teşbih buyurmuşlardır.

 

Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.

Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin.
 
Devamını oku...
 
Cennet Kimsenin Tekelinde Değil; Mâliku'l-Mulk Olan Allah'ın Elindedir PDF Yazdır e-Posta
  (Muhammed Ali es-Sâbûnî)
Allah Teâlâ'ya hamd ve âlemlere rahmet olarak gönderilen O'nun değerli elçisi efendimize salât u selâm ederiz.
 
Değerli kardeşim Prof. Dr. Süleyman Ateş'in, Türkçe olarak yayınlanan "İslâmî Araştırmalar" dergisindeki "Cennet Kimsenin Tekelinde Değildir" başlıklı yazısını(*) çevirmen aracılığıyla okudum. Hz. Âdem (a.s.) hasebiyle, kardeşleri olan insanları savunma gayreti sebebiyle kendisini kutluyorum; Mezkur makaleden anlaşıldığı üzere, sayın Ateş hiçbir insanın cehenneme gitmesini istememektedir. Bu, her müminin hatta her aklı başında insanın, beşeriyetin bütün fertleri için arzu ettiği değerli bir insani taleptir. Çünkü bizler, bütün bir insanlık olarak kardeşiz ve Âdem'in çocuklarıyız. Nitekim Allah Teâlâ bunu şöyle ifade eder: "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının" (Nisâ, 1). Dolayısıyla akl-ı selîm bir insanın diğer insan kardeşlerinin kurtulmasını arzu etmemesi düşünülemez.
 
Ancak sayın Ateş'in makalesinin başlığı insanı şaşırtmakta ve dehşete düşürmektedir. Biz Müslümanlar olarak cennetin "tekelimizde" olduğunu hiç öne sürdük mü? Yoksa bu iddia hemcinsleri ve dindaşları hususunda ırkçı, mutaassıp ve tutucu bir karaktere sahip olan Yahudi ve Hıristiyanlara ait değil midir?
Devamını oku...
 
İslâmî İlimler ve Müslümanlığımızın Kıvamı PDF Yazdır e-Posta

 
 
 
 
 
İçinden geçmekte olduğumuz süreçte Müslümanlık anlayışımız, İslamî ilimlerle herhangi bir irtibat kurma ihtiyacı hissetmeden ortaya konulan teorik ve "kurgusal" bir retorik üzerine inşa ediliyor artık. Giderek yükselmekte olan "kaynaklara dönelim" söyleminin ya da "Kur'an Müslümanlığı" trendinin üzerindeki tülü araladığınız zaman ortaya iki korkunç gerçek çıkıyor: İslamî ilimler konusundaki seviye ve ilgi kaybı ve bu durumun vücut verdiği çarpık Din anlayışı...
"Varlık" meselesiyle iştigal etmesi ve bütün dinî ilimlerin ilkelerini ortaya koymayı tekeffül eden ilim olması dolayısıyla Kelam ilmini diğer ilimlerden üstün tutan[1] ve Fıkıh ilmini "ahiret ilmi" olarak tavsif eden İmam el-Gazzâlî'nin[2] bu tavrı üzerinde iyi düşünmek durumundayız.
el-Fârâbî şöyle der: "İlm-i Kelam, bu Din'in sahibinin tasrih ettiği, sınırları belli fiil ve kavillerin müdafaasını onlara muhalif görüşlerin de çürütülmesini mümkün kılar. (...)"
"O, Fıkıh'tan farklıdır. Fıkıh, Din'in sahibinin tasrih ettiği fiil ve hükümleri temel alarak bunlardan, (tasrih edilmemiş) gerekli hükümleri istinbat eder. Mütekellim (Kelamcı) ise, fakihin temel aldığı delillerin müdafaasını yapar; herhangi bir şekilde onlardan hüküm çıkarma yoluna gitmez."
"Bu iki özellik bir kimsede toplanırsa, o kimse hem Fakih hem Mütekellim olur; mütekellim yönüyle o delillerin müdafaasını yapar, fakih yönüyle de o delillerden hüküm istinbat eder..."3]
Devamını oku...
 
Günümüzün Büyük Hastalığı Mezhepsizlik. PDF Yazdır e-Posta

Bismillahirrahmanirrahim…

Mezhep Nedir:Kelime olarak takip edilen yol,görüş,benimsenenmetod manalara gelir.

İstılah (Dinî) mânada ise: Müctehid sıfatını kazanmış bir islam aliminin kapalı veya kesin olmayan (zanni) ayet ve hadisleri islamın temel prensiblerine zıt gelmeyecek şekide yorumlayarak çözüm getirdiği ve bu çözümleri kabul eden insanların meydana getirdiği dinî bir ekoldür.Insan neden mezhebe ihtiyaç duyar Müslüman olan her ferdin,dinî mes`eleleri ve hükümleri doğrudan doğruya Kur`an ve Sünnetlerden öğrenmesi mümkün değildir.Bunu, ancak müctehidlik pâyesine erişmiş, salâhiyetli İslâm âlimleri yapabilir.Geriye kalan Müslüman halka, o büyük din âlimlerinin îzah ve görüşlerini anlamak ve benimsemek, onların yolundan gitmek düşer.

Devamını oku...
 
<< Başlat < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 2

Namaz Vakitleri

BİR AYET

BİR HADİS

Sözler

Tarihte Bugun

Günümüz İslam adına faaliyet gösteren Cemaatlerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
 

Kimler Online

Şu anda 2 konuk çevrimiçi

Powered by Joomla!. Valid XHTML and CSS.